Öğrenci Evleri

Öğrenci evinin acısını, tatlısını, çilesini, zar zor bazen sadece yakası yıkanmış gömlekleri, kah çok aç, kah çok soğuk geçen gündüz ve geceleri, ütüsüz elbiseleri, harçlıksız günleri, şeker bulamayıp reçelle içilen çayları, 10 yumurta 4 ekmeğe uzanmış 4-5 çift neşeli eli, pilav yaparken sütlacı keşfeden aşçıları, sınava hazırlanmaktan …

Öğrenci dendiğinde „katil, terörist, potansiyel suçlu“ muamelesi görmeyi, etrafındaki polislere haya atmak isteyen kendini bilmez amirlerin yolda hiçbir şey yapmadan masumane evine giderken çevrilip nasıl azarlanıp aşağılandıklarını, parkta oturup efendi efendi arkadaşlar arasında sohbet ederken yanlarına gelen polislerin “Trabzonlu, Sinoplu, Ağrılı, Kayserili hepiniz ayrı şehirlerden İzmir de ne arıyorsunuz? Teröristler sizi! eyleme mi geldiniz“ diye durduk yerde sorguya çekilenleri de ben bilirim. “Yarın 1 Mayıs, en iyisi geceden öğrencileri toplayp muhtemel olayların kısmen önüne geçelim“ mantığı ile sahur vakti sofrasından alınan, evine gitmek için durakta beklerken ekip otosunda kendini bulan, belediye otobüsünden indirilip öğrenci diye tutuklanan, Ahmet Kaya, İbrahim Sadri dinliyor, Nokta ve İslam Mecbuası okuyor diye alıkonup sorgulananları da ben bilirim. Gelen mektupları açılıp okunan, sonrada muşamba ile sarılıp “mektubunuz açıktı, güvenceye aldık” diye üyerine not düşülüp sahibine iade edilen mektupları da ben bilirim. İzmir Adatepe Mahallesi sakinlerine, hele hayatta ise – Allah cc ona uzun ömürler versin

– Adatepe Camii Derneği Başkanı Orhan abiye sorsunlar o semte taşınırken “öğrenciye ev verilmez, bu mahalleye öğrenci sokamazsınız” diyenlerin o semte taşınan 5 öğrenciden mahalle sakinlerinin gelip; “bizim evlere de sizler gibi öğrenci bulun”diye yalvardıklarını ve o mahallede kızlı veya erkekli 15-20 öğrenci evi olduğunu ve halkın bundan çok memnun ve gayette huzurlu olduğunu o mahallede okuyanlardan şuanda İşadamları, Milletvekilleri ve Bakanların başdanışmanları olan köylü çocuklarını da ben bilirim.

 Bunları biliyorum da kimse kusura bakmasın hükümetin ne yaptığını veya ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum! Medeni hukukta “tam fiil ehliyeti” denen bir şey vardır. Kişi 18 yaşında reşit sayılır, deli değilse vasi ve veli gerekmez tam fiil ehliyetine haizdir. Kararlarını kendi verebilir. 1989 yılı idi, İstanbul’a taşınmış ikametimi Küçükköy Muhtarlığına kaydettirecektim. Evraklarım tam olmasına rağmen Muhtar bana „Velinle gel” dedi. Ser de 20 yaşında delikanlılık var; „yaşımın 20, kendimin reşit olduğunu, veli meli gerekmediğini“ söylediğimde Muhtar içerde çay içmekte olan 5-6 kişiye dönerek;”görün bakın bunlar öğrenci güya, yok kardeşim cevaba bak, hazır cevap, terörist bunlar” demesin mi?

 Ben ona, o bana bağrışıyoruz, ben muhtarı gırtlaklayacağım, Allah yapacak o semtte esnaf olan Selahattin abi tesadüfen oradan geçmez mi?

 Beni görüp “ne o yeğen sorun mu var?“ demese ben Muhtarı, beni de o semtteki Karakol polisleri benzetecek.

 Öğrenci olmak bu memlekette önceden de zordu şimdi de zor maalesef.

 Öyle ya, zina suç unsuru teşkil etmeyecek, nikahsız birlikte yaşamak suç olmayacak, 18 yaşını geçen reşit ve tam fiil ehliyetine haiz olacak, sonra bu reşit ve ehil kız ve erkek aynı ev, aynı yurt, aynı otel, aynı pansiyon vs. neyse orada kalmak istediğinde suç teşkil edecek!

Veya suçla ilişkilendirilecek!

 Veya işgüzarın biri şikayet ettiğinde arama izni vs gözetilmeksizin polis o evi kanunsuz olarak girip kontrol etmek isteyecek!

Yani kanunun müsaade ettiğini mülki amir şahsi görüşüne göre yasaklayıp kanunları hiçe sayacak ve kendi kanunlarını uygulamaya kalkacak! Adama sormazlar mı, uyulmayacaksa niye bu kanunları çıkardınız o zaman diye?

Bu iş, kız-erkek aynı yurtta, otelde, pansiyonda veya evde bırakmamakla değil, ahlaki bilinçlendirmekle çözüme kavuşur. Bireyi eğitmekle olur. Yoksa kişi nefsinin kölesi olduktan sonra kız kıza, erkek erkeğe de bu işi pekala becermiyorlar mı?

 Lezbiyenlik, Homoseksüellik, Pedofilik vs son yıllarda sürekli artmıyor mu? Ölçü şaşmaya, İnsan azıtmaya görsün, değil kız erkek evlerini, okullarını, hatta şehirleri ayırsan, bağlasan bu işi becerecek bir mekan, bir fırsat, bir imkan bulur bu millet. Bu ülke, kadın erkek cezaevi ayrı olduğu halde duvarı delip kadın mahkumu hamile bırakan erkeklerin ülkesi değil mi? O halde işgüzar olmamak, toplumsal barış ve adaleti bozmamak lazım. İsviçre Medeni kanununa göre evlenen, Alman ticaret hukukuna göre iş yapan, İtalyan ceza hukukuna göre cezalandırılan, AB Normlarına göre zina, bina, gıda, üretim, tüketim yapan bir topluma işgüzarlıkla bir şeyler dayatmaya kalkmak ancak sivri akıllı danışmanların yanlış yönlendirmesiyle aceleci hareket etmekten ve yanlışa düşmekten öte bir şey değildir.

 Unutmayın, yaptığınız kanunlara uymakla sadece halk değil, sizlerde yükümlüsünüz. Yoksa siz bunu bilmiyormusunuz?

 Demokratik toplumlarda isteyenin istediği hukuku geçersiz sayamayacağını o kanunları yaparken bilmeniz gerekmiyormuydu?

 Şimdi süreti haktan görünmek biraz fazla işgüzarlık olmuyor mu?

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Almanya Sinoplular Yardımlaşma Derneği
Developed by aidem.de
Sinop Kuyumcusu